Beklenen Hal, Mücbir Sebep ve İfa İmkânsızlığı

İşbu makalede; yakın tarihte Dünya genelinde yaşanan tedarik problemi ile Türkiye’de yabancı para kurlarında yaşanan dalgalanmalar nedeniyle Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) düzenleme alanı bulan, beklenmeyen hal, mücbir sebep ve ifa imkansızlığı kavramları hukuki tartışmalara girmeden özetle tanımlanmaya çalışılacak, akabinde düzenlenecek sözleşmelerde dikkat edilmesi gereken hususlara yer verilecektir.

  1. GİRİŞ

Türk mevzuatında sözleşmeye bağlılık ve sözleşme serbestisi ilkeleri (TBK m.26) benimsenmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Diğer bir anlatımla, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Bir sözleşme geçerli bir şekilde kurulduktan sonra, koşullar ne kadar değişirse değişsin, taraflar sözleşmenin gereğini aynen yerine getirmek zorundadırlar (KILIÇOĞLU Ahmet M., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, 18. Bası, Ankara 2014, syf.260).

Ancak, gerek hukuk sistemimizde, gerekse TBK’da yer alan bir kısım düzenlemeler ile sözleşmeye bağlılık ve sözleşme serbestisi hükümlerinin istisnaları belirlenmiştir. Bu istisnalara aşağıda değinilecektir.

  1. BEKLENMEYEN HAL

Beklenmeyen hal kavramı Türk Kanunlarının hiçbirinde tanımlanmamıştır. Doktrinde ise beklenmeyen hal kavramı üzerine çeşitli tanımlar yapılmıştır. Bir tanıma göre umulmayan hal; “Bir borcun veya tümsel olarak bir ödevin ihlaline, (objektif ve nisbi anlamda) kaçınılmaz bi şekilde sebep olan, olay veya olaylar grubudur.”

Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir.

Hukukta bu zıtlık (Clausula Rebüs Sic Stantibus -beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. İşte bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yararına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar. Bununla birlikte her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan “irade özgürlüğü”,”sözleşme serbestisi” ve “sözleşmeye bağlılık” ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai, tali (ikinci derecede) yardımcı nitelikte olup, ancak uyarlama kurumunun şartlarının mevcudiyeti halinde anılan kurumun uygulanması gündeme gelebilecektir.

TBK’nin 19. maddesindeki buyurucu hükümlere aykırı olmamak koşuluyla irade hürriyeti ve akit serbestisi sınırları içinde taraflar diledikleri gibi sözleşme yapabilirler. Sözleşme ilkesine egemen olan ve öncelikle uyulması ve uygulaması gereken hükümler sırasıyla, amir hükümler ve amir hükümlere aykırı olmamak kaydıyla tarafların kendi kararlaştırmalarıdır. Sözleşmeyi geçersiz saymak tarafların amacına aykırı düşer (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 09.09.2021 tarih ve 2021/621 E., 2021/8089 K. Sayılı kararı).

TBK’nin 119. maddesinde beklenmedik halden sorumluluk şu şekilde düzenlenmiştir;

  • “Temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hâl sebebiyle doğacak zarardan sorumludur.

Borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını veya borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik hâlin ifa konusu şeye zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.”

Söz konusu tanımlamalar doğrultusunda, Dünya genelinde yaşanan tedarik zincirindeki sorunlar, durumun hal ve koşullarına göre, beklenmedik hal olarak değerlendirilebilecek olup, beklenmedik hal değerlendirmesi yapılırken her somut olay özelinde ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekecektir. Diğer taraftan, Türkiye’de son zamanlarda yabancı para kurlarında yaşanan dalgalanmanın beklenmedik hal olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği tartışmalıdır. Nitekim, Yargıtay birçok kararında, enflasyon olgusunun ülkemizde yaşanan yeni bir olgu olmadığı, tarafların yabancı para borcunun Türk Lirası karşısında devamlı olarak değer kazanmakta olduğunu öngörebileceği artık ülkemizde yaşanan ekonomik krizlerin, tacirler açısından, önceden öngörülemez nitelikte olmadığı görüşü benimsenmiş; sonradan bu kararlar kısmen yumuşatılmış yararlar dengesini aşırı derecede bozan olaylarda sözleşmenin uyarlanmasına karar verilebileceği, yabancı para borcunun hakkaniyete uygun oranda indirime tabi tutulacağı kabul edilmiştir (Kılıçoğlu A.; s.261-262). Buna göre, yabancı parada yaşanan dalgalanmalar nedeniyle, uygulamada çıkabilecek uyuşmazlıklar konusunda Yargıtay’ın kararları belirleyici olacaktır.

Bugün itibarıyla Yargıtay’ın mevcut görüşünün “döviz kurunda yaşanan dalgalanmaların tarafların sözleşme koşullarını değiştirmesi için gerekçe oluşturmayacağı” yönünde olduğu unutulmamalıdır.

“Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte sık sık para ayarlamaları yapılmakta, Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir. Ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum davacı tarafından tahmin olunabilecek bir keyfiyettir.” (HGK 2014/1614 E., 2014/900 K. ve 12.11.2014 tarih)

  1. MÜCBİR SEBEP

Mücbir sebep kavramı, Beklenmeyen Hal kavramı gibi ne Medeni Kanunumuzda ne Borçlar Kanunumuzda ne de diğer kanunlarda tanımlanmamıştır. Doktrinde olduğu gibi, Yüksek Mahkeme tarafından çeşitli kararlarda mücbir sebep kavramı tanımlanmaya çalışılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararlarından birinde mücbir sebebi şöyle tanımlamaktadır: “Mücbir sebep, genel olarak sezilemeyen ve karşı konulamayan bir olgudur”.

Mücbir sebep altı unsura sahiptir:

1) Olay,

2) Olayın Davranış Normunu veya Borcu İhlali,

3) Olay ile İhlal Arasında Uygun İlliyet Bağının Varlığı ,

4) Haricilik,

5) Kaçınılmazlık

6) Öngörülemezlik.

Bu unsurlar umulmayan halin unsurları ile karşılaştırılacak olursa, esasında aralarında özellik genellik ilişkisi olduğu, mücbir sebebin umulmayan hali kapsadığı görülecektir. Buna göre her mücbir sebep bir “umulmayan haldir”; fakat her umulmayan hal “mücbir sebep” olarak kabul edilemez.

Mücbir sebepte olayın nedeni bilindiği halde önlenmesi olanağı yoktur. Mücbir sebep teşkil eden haller, insanların elindeki araçlarla karşı koyamayacağı ve çoğunlukla da doğadan kaynaklanan olaylardır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 02/05/2014 tarih ve 2014/13893 E. – 2014/19777 K. sayılı kararında da mücbir sebep, hukukta bir sorumluluğun yerine getirilmesini veya bir hakkın veya hukuksal imkânın veya kanuni bir avantajın kullanılmasını veya talep edilmesini, kısmen veya tamamen, geçici veya daimi surette engelleyen, bu niteliği dolayısıyla sorumluluğu kaldıran veya yerine getirilmesini, süresini geciktiren veya sorumluluğun niteliğini değiştiren, bir hakkın veya hukuksal imkânın veya kanuni bir avantajın kullanılmasına ilişkin sürelerin yeniden tanınmasını, sürelerin uzatılmasını veya eski hale iade edilmesini gerekli ve zorunlu kılan, kişinin önceden beklemediği, öngöremeyeceği ve tahmin edemeyeceği, beklese ve tahmin etse bile, kişilerin alabilecekleri her türlü tedbirlere rağmen meydana gelmesini engelleyemeyeceği, kişilerin tedbir alma ve ihmalde bulunmama yükümlülüklerini aşan nitelikte ve ağırlıkta olan, dıştan gelen, olağanüstü, olağan dışı ve devamlı olanın dışında gerçekleşen nitelikte bir olay, olgu veya durumu olarak tanımlanmıştır.

Bulaşıcı hastalık, borç ilişkisinin tarafları dışında, tarafların öngörmeleri ve engellemeleri mümkün olmayan hastalıktır. Bu yönüyle mücbir sebep oluşturur. Ancak önlenebilen ve engellenebilen bulaşıcı hastalık mücbir sebep oluşturmaz (Kılıçoğlu A.; Bulaşıcı Hastalığın Borç İlişkilerine Etkisi adlı makalesi, s. 1.).

Belirtilmelidir ki, her durumda Covid-19 mücbir sebep olur mu, beklenmeyen hal olarak da nitelendirilebilir mi sorusunun cevabı için sözleşme özelinde değerlendirme yapmak gerekmektedir. Özellikle Covid-19’un varlığının belli ve öngörülebilir olduğu süreçlerde imzalanan sözleşmelere dikkat ile yaklaşılması gerekecektir.

  1. İFA İMKANSIZLIĞI

Sözleşme kurulmasında ana prensibin sözleşme serbestisi olduğu belirtilmişti. Ancak, bu kuralın mutlak olarak uygulanması adil olmayan sonuçlar doğurabilir. TBK bu konuyu borçların hüküm ve sonuçları arasında “ifa” ile ilgili olduğunu kabul ederek 138. Maddesinde düzenlemiş bulunmaktadır (KILIÇOĞLU Ahmet M., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, 18. Bası, Ankara 2014, syf.260).

TBK’da ifa imkansızlığı; kısmi ifa imkansızlığı (TBK m. 137) ve aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 138) olarak düzenlenmiş olup, sonuçları aşağıda tablo şeklinde özetlenmiştir.

 

MÜCBİR SEBEP NEDENİYLE

 

İfa İmkansızlığı İfanın Gecikmesi Gereği Gibi İfa Etmeme

 

Mücbir sebep kabul edilen bir neden sonucunda ifa imkânsız hale gelirse edimin borçlusu tazminat ödemeksizin borcundan kurtulur. Bununla birlikte Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Yani TBK md. 136’da yer alan düzenleme gündeme gelir ve borç sona ermiş kabul edilir ve sözleşme ihlalinden söz edilemez. İfanın mücbir sebepler sonucunda gecikmesi doktrinde geçici imkânsızlık olarak da adlandırılmaktadır. Borçlu borcunu ifa etmemekle temerrüde düşer ve TBK md. 118 gereği Temerrüde düşen borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Dolayısıyla mücbir sebep nedeniyle gecikme, temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından borçlunun kurtulmasını sağlar. Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde ise alacaklı aynen ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini isteyemeyecektir. Alacaklı sözleşmeden dönme hakkını borçlunun kusuru olmasa da kullanabilecektir fakat bu durumda kusura bağlı olan menfi zararın tazminini borçludan talep edemeyecektir. Aynı şekilde, ifasına başlanmış olan sürekli borç ilişkilerinde, TBK 126 uyarınca, borçlunun kusurundan bağımsız olarak sözleşmeyi feshetme imkânına sahip olan alacaklı, anılan hüküm çerçevesinde zararının tazminini de isteyemeyecektir. TBK md. 112 uyarınca borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olacaktır. Bu halde alacaklı sözleşmeye aykırı ifayı reddedip borçluyu temerrüde düşürebileceği gibi TBK md. 112’de yer alan tazminat talep etme hakkını saklı tutarak ifayı kabul de edebilecektir. Mücbir sebep nedeniyle edimini gereği gibi ifa edemeyen borçlu alacaklının ifayı reddettiği durumda temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından sorumlu tutulamayacaktır. Yine alacaklı ifayı kabul etmekle birlikte TBK md. 112’den doğan tazminat hakkı borçlunun kusursuzluğunu ispat edememiş olması şartına bağlı olduğundan mücbir sebep halinde borçlu tazminat yükümlülüğünden kurtulacaktır.
  1. SONUÇ

 

Yakın tarihte Dünya genelinde yaşanan tedarik zincirindeki sıkıntılar tedarikçilere yansımakta ve tedarikçiler tarafından edimlerin yerine getirilmesinde gecikmeler ve hatta edimlerin hiç yerine getirilememesi gibi neticelerle karşılaşılmaktadır. Yine Türkiye’de yabancı parada yaşanan dalgalanmalar da tedarik sürecinde problemlere neden olmakta veya ilgili ticari ilişkinden beklenen faydayı önemli ölçüde etkilemektedir. Tüm bu sebeplerin, somut olay özelinde değerlendirilmesi ve ticari taraflar arasında akdedilen sözleşmelere bu yönde düzenlemelere yer verilmesi önem taşımaktadır. Her somut olay özelinde ayrı değerlendirme yapılması gerekeceğinden, sözleşmelerin dikkatle değerlendirilmesi gerekecek ve ihtiyaca göre mücbir sebep, beklenmeyen hal ve ifa imkansızlığı hususlarını ihtiva eden düzenlemeleri sözleşmelere eklemek gerekecektir. Aksi takdirde konunun yargıya taşınması halinde dahi; Yargıtay’ın mevcut görüşü de nazara alınarak basiretli tacir sıfatıyla sözleşmeye imza atan tarafların sözleşmede tanımlı yükümlülüklerini değiştirmeksizin yerine getirmesi kararının ihdas edilmesi yadsınamaz bir ihtimaldir.